GAM KENARI – ZEKİ KAYAHAN COŞKUN

 

Acının dağlandığı anlar vardır…

Aramaya gerek yok, o gelir bulur…

Beraber gidilen bir lokantanın kapanması bile üzüntüdür…

Veyahut lokantanın yerine dükkânı çiçekçinin tutması…

Gözyaşından çorba olmaz ama…

Dilin, damağın yanar tuzdan… Soğutamazsın…

Zamansız, kırmızı bir toka çıkar nereye saklanmışsa…

Saçı toplasın diyedir küçük canavarın dişleri… Continue reading

ARKADAŞLIK MANİFESTOSU

 

Tanımlarını yapma gereği duymuyorum arkadaşlık ve dost kavramlarının. Bilmiyorsanız okumaya devam etmeye de gerek yok demektir.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki ben arkadaşlarıma ve dostlarıma kırılmam, söylediklerinden alınmam. Bu kavramların doğasına ters diye düşünürüm. Fakat ben kırılmıyorum diye de sürekli yumuşak karnımdan vurulacak halim yok değil mi? Bu yüzden söylerim. Sen bunu böyle söylemezsen daha mutlu olurum, bana şöyle davranmazsan daha iyi olur. Ne zaman söylerim bunları? Karşımdaki anlıyorsa söylerim. Bir denedim, iki denedim baktım olmuyor işte o zaman biriktiririm. Hafızamda yer çoook. Toplarım ne yapıyorsa, sonra terazinin kefelerine koyarım yaptıklarını yapmadıklarını, olanları olmayanları. Gerisi benim kararım. En başta bana ne kadar saygı duyuyor diye bakarım. Bana 1 gram bilgi kattı mı diye bakarım mesela. Biz sadece eğlenmeye mi gidiyoruz, ben kötü gününde yanındayım, o da benim yanımda mı diye de bakarım. Hepsinin cevabı olumsuz mu oldu, işte o zaman karşımdakine söz hakkı tanımam. Hayatımı işgal etmek gibi bir hakkı yok hiçbir canlının veya cansızın. İşte kapı işte sapı derim üzülsem de.

Her zaman yapabilir miyim bunu? Tabi ki hayır. Göz yumduklarım da oluyor elbet, onlar da birikiyor sonra patlıyor. Sonucu hiçbir şey değiştiremiyor. Hayatımdaki kararlar bana ait. Eğrisi doğrusuyla bana!

Bir de maddelerle bakalım;

1)      Arkadaşlık ve dostluk denilen şeye fazlasıyla önem veririm, onların iyilikleri için elimden geleni yaparım.

2)      Saygıda kusur etmem. Hayatına, çevresine, ailesine ve evine gereken saygıyı gösteririm.

3)      Saygısızlığa asla gelemem!

4)      Aptal insanla arkadaş bile olamam. Aptal olmayıp beynini kullanmayanlar da buna dahil.

5)      Nasihatten sıkılmam ama kendi yoluna bakmadan bana yol göstermeye çalışanlara tahammül dahi edemem.

6)      Bencil insanlar uzağımda dursun isterim. Bencillik intihardır ve ben onlarla ölmek istemem.

7)      Hastalık benim için türü ne olursa olsun önemlidir. Hastaysa ilgiye boğarım ama karşılığında aynı ilgiyi beklerim. ( Hastayken nazlıyım, bu madde biraz cıvık oldu bu sebepten. Neyse… )

8)      Bazı durumlarda bitaraf olmayan bertaraf olur sözünün cuk! oturduğunu düşünürüm. Çevir kazı yanmasın tiplemelerden hiç hazzetmem. Bana ayrı ona buna ayrı oynayan, “ayy iyi ki görüşmüyorum” deyip iki güne kalmadan can ciğer kuzu sarması fotoğraf yayınlayanları bertaraf ederim ruhları duymaz.

9)      Bir şeyin sadece bana yapılması önemli değil, tanıdık tanımadık birine yapılmış bir ayıbın yarın öbür gün bana da yapılacağını düşünür, önlemimi alırım, görüşmem!

10)   Ben birkaç gün aramadım diye aramalarımı sayıp, abaküs seviyesinde matematikle bana sayı hesabı yapanla düşe kalka yürür, sonra aniden durur onu düşürürüm. Canım acımaz.

11)   Arkadaşlık ve dostluk için değil, mekan için yapılan buluşmalara dahil olmam. Bu buluşmayı yapanları esefle kınarım, ama birikince söylerim, öyle hemen değil.

12)   Sevgili bulunca bana ayıracağı vakti yarıya düşürmek yerine sıfıra indirebilen, beni satabilen vicdan sahiplerine ben de kalbimin yerinde odun parçası varmış gibi davranırım. Eşit oluruz.

13)   Bunu okuyup şurasını bana mı yazdın diye soran biri olursa, ona küfür kombosu yaparım, sonra gider kasaptan kuzu beyni alır, kullanması dileklerimle hediye eder, ufak ufak uzarım durmam.

 

Velhasıl-ı kelam benim diyeceklerim budur. Ben hep derim de bunları, bir de yazılı çizili dursun istedim bir köşede. Okuyan gözlerinize sağlıklar dilerim.

 

Hazel MASUR

ters yön

Ayrıldık diye üzülmüyorum. Bak gördün mü? Yine yanlış anladın beni.

Ayrılık doğal, olası, katlanılası birçok acı gibi.

Ama giderken alelacele, özensizce sıraladığın sözler, doğal görünmek adına hani.

Sonra "ters yöne gidiyorişte bizim hayatlarımız" der gibi yanımdan geçip gidişin.

Tamam git, dedim ya doğal, olası, katlanılası birçok acı gibi.

Ama giderken o özensizce alelacele bakışın darbe gibi, devrim gibi.

Sen daha on adım uzaklaşmamışken, daha yalnız kaldığımı anlayamamış belki yavaş yavaş sindirecekken, darbe yapışın, içime yalnızlığın tanklarını, askerlerini salışın! Sence de biraz ağır olmadı mı?

 

22 Mayıs 2012

Sessiz Ol

Şşşş! Sessiz ol, suskunluğunu kimse duymasın.

Gizlendiğin yerde kal, buralar pek tekin değil bu aralar. Çığlık çığlığa sev, seviş, ama içine bağır, diyaframını patlat. Dedim ya, tekin değil buralar. Seni anlarlar mı sanıyorsun? Anlamazlar. Peki sahiden anlamazlar diye mi saklanıyorsun? Şimdi de yanılıyorsun. Biri var, köşelere bak. Bulamazsan yaşayamazsın demiyorum, yaşadım diyemezsin o kadar.

Biri çığlıklarını duymak isteyecek, sevişini sevecek, gözlerini de, sevmediğin burnunu öpecek sen kaçmaya çalışırken, kokunu hiçbir şeye değişmeyecek. Vurup kırdıklarını toplayacak gücü yettiğince; yetmediğinde ise seninle o dağınıklığı izleyecek, dağ gibi hissedeceksin onu arkanda. Seni anlayacak.  O zaman oradan çıkıp günebakan gibi döneceksin güneşe, doymaya çalışarak bakacaksın, içeceksin güneşin sarısını ona duyduğun güvenle.

Ama o zamana kadar dediğim gibi gizlendiğin yerde kal, buralar pek tekin değil bu aralar. Bu aralar, buralar yalan dolanlı, buralar sevgisiz, yangın yeri gibi. Sen hazır değilsin bunlara. Aman olma da, iyi değil kötü şeylere alışır olmak. Alışkanlık zarar insan denilen şeye. Sen sen ol, birçok şeye alışma. Sadece olduğun yerde kal, kenardan git görünme kimseye, o da görünmüyor, o yüzden köşelere bak, bul onu. O zaman doyacaksın güneşe. Sonra ne mi yap? Sadece "sev"…

bitti denen yerden başlamak ve gözlerini açmak yeniden…

Bitti denen yerden başlamak ve gözlerini açmak yeniden…

Bunu insanlık olarak sürekli yaşıyoruz.

Gün geliyo her şey elimizden kayıp gidiyor ya da giden bir kaç parça bize her şeymiş gibi geliyor.

Ama hiçbirimiz doğadan ilham almıyoruz. Niye unutuyoruz bilmiyorum. Düşün ki denizdesin, en dibe indin, battın, ayaklarını yere vurup su yüzüne çıkamaz mısın, itemez misin kendini yukarı? ya da kendini bıraksan su seni yüzeye taşımaz mı?

Olaylar karşısında ayaklarımızı dibe vurup yükseklere çıkacağımız an da geliyor işte veya olayları akışına bıraksak su yolunu buluyor, inadımız kime?

Acı da yaşanmalı tabi ki ama bu dip balığı tavrımızdan vaz mı geçsek acaba?

SIVAS ACISI / AZİZ NESİN


Ben tanırım
Bu bulut bizim oranın bulutu
Hemşeriyiz ne de olsa
Benim için kalkmış ta Sıvas'tan gelmiş
Yurdumun bulutu
Başımın üstünde yeri var
Ben bilirim
Bu rüzgâr bizim oranın rüzgârı
Hemşerimiz ne de olsa
Benim için kopup gelmiş yayladan
Yurdumun rüzgârı
Kurutsun diye akan kanlarımı
Ben anlarım
Bu acı bizim ora işi hançer acısı
Bir ülkedeniz ne de olsa
Aynı dili konuşsak da
Anlamayız birbirimizi
Hançerin nakışı
Tanıdım acısından Sıvas işi
Ben duyarım duyumsarım
Bizim oranın sızısı bu
Binip kara bir buluta Sıvas ilinden
Sıvas rüzgârında uçup gelmiş
Helallik dilemeye
Ey yüreğimin onmaz acıları
Ey beynimin dinmez sancıları
Suç ne bende ne de sende
Suç seni karanlıklara gömenlerde
Ne de olsa yurttaşımsın
Kapalı olsa da bütün vicdan kapıları yüzüne
Bilmelisin bir yerin var canevimde

Aziz NESİN